Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deneme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gönder tuşuna basmıştı artık geri dönüş yoktu. Anlaşılan hala verdiği karara sadık kalma konusunda sıkıntı yaşıyordu. Bıraktı oraya bilgisayarını, düşünmek yok dedi bir kaçış bul kendine yeniden girmek yok o yola telkinlerde bulundu kendine. Ama aklı bunları söylerken bile mailine gelecek cevaptaydı. Ne bekliyordu ki "Pişmanım" hayır bu çok basitti. Daha teferruatlı daha ince olmalıydı, eskiden yaptığı gibi sanki gözlerinin derinine bakarak şiir okurmuşcasına bir şeyler yazmalıydı. Durdu o an her şey, karşıdaki evin mutluluğunu görmüyordu yalnızlığını umursamıyordu tek düşündüğü şey yeniden O'ydu.
Hemen mutfağa koştu sanki arkasından biri kovalıyor gibi mutfağa ulaştığında günlerdir koşuyor gibi nefes nefeseydi. Evet yeniden başlıyordu ama bu sefer daha acılı geçecekti nöbeti..
Oturmuş yıllar öncesini düşünür buldum kendimi bir anda, sahi ne zamandır buradaydım ? Ne kadar olmuştu ben geleli ? Bu kaçıncı sigaram bilmiyorum ama kül tabağına göre hayli fazla.. Canım yemek istemiyor kim ister ki tek başına kurulan o masadan.
Ne denediysem olmadı evet biliyorum belki farklı seçimler olsaydı bunlar başıma gelmeyecekti. Ama geldi işte ne yapmalı ? Ağlamalı mı ? Feryat mı etmeli ?
Ne denediysem olmadı evet biliyorum belki farklı seçimler olsaydı bunlar başıma gelmeyecekti. Ama geldi işte ne yapmalı ? Ağlamalı mı ? Feryat mı etmeli ?
Hey sen bir bak !
Makus kader dedikleri bir olay var bilir misin ?
Ya da bahtsız bedevi modelleri :)
Makus kader dedikleri bir olay var bilir misin ?
Ya da bahtsız bedevi modelleri :)
![]() |
| Fotoğraf Alıntıdır |
Ne bileyim mutsuzsam o tarafa bakmadım. Gülebileceğim yerlere kaçtım.
Derslerden zorlanıyorsam kopya çektim. Bir şekilde kendimi zorlamaktan kaçtım.
Sevdiğim çocuk bana bakmadığını düşündüm. Gittim başka birine baktım.
Arkadaşım bana sitem etti. Etmeyen arkadaşımla takıldım.
Şimdi bunları düşününce ki bu sadece görünen kısmı, hayatımı kaçarak geçirdim. Mutlu oldum mu bunlarla evet kısmen sadece anlık mutluluklar. Gel gör ki bu yaşa gelip bunları itiraf etmek dahi zorken hayatın yolunda gittiğini düşünmüyorum. Çünkü zorlandığım zaman hala kaçmaya çalışıyorum. Zamanın telafi etmesi için yardımcı olmasını beklemek yerine ben halletmeye çalışmaya çalışıyorum.(O nasıl bir anlatım olduysa artık) Pek becerikli olduğum söylenemez bu konu da ama geçecek biliyorum.
Bir hocam demişti " Engelin etrafından dolaşmak kolay da onu ortadan kaldırmaya uğraşmak zor" diye. Sanırım ben bu cümleyi yanlış anladım ve engeli görünce hemen sıvışıyorum.
Zaman hata telafi etme, yerinde sorun halletme zamanı en azından benim için :)
Gerçi şöyle de bir soru var "Bunların hepsi bana mı denk geliyor yoksa sizde de var mı ?"
Bir aydınlatsanız beni :)
Senelerin çabuk geçtiğini bir şekilde anlıyoruz kısaca yaşlanıyoruz.. Küçüklükten kalma anılar bizim zamanımızda diye başlayan cümleler ve hayal dünyası..
Yedi yaşındayken(sanırım) şirinler merakım vardı. Çizgi film izler hayal alemimde onlarla yaşadığımı düşünürdüm. O zamanlardan bu yana istikrarlı olarak sevdiğim değişmeyen durumdur bu, hayal kurmak da cabası. Gerçi ben standart bir hayal dünyasından bahsetmiyorum uçsuz bucaksız; devamlı olarak sınırlar olmadan sevdiğim, hoşlandığım her şeyi içerisine katıp, olmak istediğim kişi olacağım bir dünya.
Yedi yaşındayken(sanırım) şirinler merakım vardı. Çizgi film izler hayal alemimde onlarla yaşadığımı düşünürdüm. O zamanlardan bu yana istikrarlı olarak sevdiğim değişmeyen durumdur bu, hayal kurmak da cabası. Gerçi ben standart bir hayal dünyasından bahsetmiyorum uçsuz bucaksız; devamlı olarak sınırlar olmadan sevdiğim, hoşlandığım her şeyi içerisine katıp, olmak istediğim kişi olacağım bir dünya.
Ozamanlar geceleri ağlardım "Bu kadar iyi bir çocuk oldum neden hala şirinleri görmedim" diye.. Evet sırf şirinler uğruna çok sakin bir çocuk oldum sadece ufak tefek ağlamalar dışında.. Şirinler öyle bir yer etmişti ki hayatımda etkileniyordum. Bilirsiniz açılış cümlesinde geçer" Uzun uzun yıllar önce ormanın derinliklerinde küçük mavi yaratıkların yaşadığı gizli bir köy vardı. Onlar kendilerine şirinler derdi çok iyiydiler. Ve sonrasında kötü büyücü Gargamel vardı o kötüydü. Bir gün ormana yolunuz düşerse etrafı dikkatlice dinleyin. belki Gargamelin çığlıklarını duyabilirsiniz ve iyi bir çocuk olursanız belki şirinleri bile görebilirsiniz. " Ben görmedim işin kötü kısmı gerçekten buna takılıp kaldım. Nedenini araştırmak yerine hayıflanıyordum her çocuğun yaptığı gibi. Babam bana oyuncak alacağını söylerdi ben şirinler isterdim. Amacım onlarla oynayabilmekti. Tabi büyüdükçe mantıkla bir şekilde aştık bu durumu zor olsa bile geçti. Geçen gün eski haliyle izledim ve anladım ki ben gerçekten büyümüşüm.. Yaş olarak tabi ki.. Belirli zamanlarda hala çocuk olmaya devam ama yetişkin olmuşum o zamanlarda olan hayal dünyası ve istekler şimdi farklı yerlere gitmiş.
Büyüdüğünde bundan daha farklı konulara takılmaya başlanıyor ki hayat, zorluk, farklı eğlence gibi şeyler dert oluyor. Sonra dedim ki keşke küçük olsaydım da şirinleri neden göremiyorum derdi kalsaydı hayatımda. Gerçi yaş geçse de çocuk olmak mümkün.. Hala kısıtlı zamanlarda çocuk olabiliyorum bir şirinler köyüne gitmek istemek değil de farklı şekilde.. Benim çocuğum kaybolmadı hala içimde arada salıyorum sokağa oynayabilsin diye.. Peki ya sizin çocuğunuz hala orada mı kaçar mı sokağa, parkta sallanır mı ?
Güzel bir gün olsun.. İçinizdeki çocuğun kaybolmasın dileğiyle..
Güzel bir gün olsun.. İçinizdeki çocuğun kaybolmasın dileğiyle..
Mayıs ayında ben yosunca' dan çekiliş kazandım. Şansıma pek güvenmesem de oldu yani maksat yeni insanlar tanımak :)
Tabi kargoların gazabına uğrayarak Nuray'ın bana yolladığı hediyeler bir türlü elime ulaşmadı. Artık bu reklam mı olur bilemem de Aras kargoyla 2 defa sanırım gitti geldi. Ama Nuray hediyeleri göndermekten vazgeçmedi. O kadar uzak değiliz aslında ben Gölcük o İzmit yani aramızda 30 dakika var. Düşünün bu mesafeden kargo ulaşmadı bana..
Daha sonra yurtiçi kargoya teslim etmiş paketi :) Onlarda hiç haber vermeden şubede saklıyorlarmış. Artık saklıyorlar derim gelmek bilmedi yani.
Mevzu sadece sitem değil aslında bu yazı şiddetle mutluluk içerir. Hediye aldığım için değil Nuray' ın hiç bir şekilde vazgeçmeden bana göndermeye çalışması için. :)
En sonunda meyvesini almış bulunmaktayım güllü küpelerim bir adet kitabım ve kocaman tatlı bir çerçevem, yanında Nuray'ın arkadaşlığı var :)
Acaba bende çekiliş yapsam mı ? Yada yaparsam içinde neler olsa ? Ne dersiniz ?
Durgun zamanlarım oldu bunun sonucunda ki şöyle ilerledi:
- Yeni yayın sayfasını açıyorum ve düşünüyorum bu gün ne yazabilirim diye - ki bu konu hakkında sürekli bir araştırma içerisindeyim - ama gelin görün ki o harfler birbiri ardına sıralanmıyor. Sıralansa bile beğenmiyorum. Olmadı diyorum ve siliyorum.
İki haftadır bu durum böyle ve gün geçtikçe güncel halimi kaçırmaya başladım diye üzülüyorum uzaklaşıyorum. En son belki beni anlar bana hak verirler diye Tadilatı açıkladım. Görünen o ki hakikaten benim blog arkadaşlarım ayrı ayrı mükemmeller :) Yorumlarıyla beni yalnız bırakmadılar elbette yorum yapmadan sessiz sedasız bekleyenlerde vardı inanıyorum ki ben buna..
Mutlu oldum gerçekten orada yazanlar yorum yapmayanlar yapanlar fikirler hepsi de günümü daha iyi geçirmeme sebep oldu. Size bir sır vereyim o yorumları canım her sıkkın olduğumda açtım okudum gene mutlu oldum :)
Peki bu dönemde neler oldu:
-Yazı yazmadığım zamanlarda gezdim ben. Bu geziler şehir şehir değildi belki, en yakınlarımla birlikte oldum ve eğlenmeye yeni bir şeyler bulmaya çalıştım. Ders çalıştım malum Kpss adayıyım hala bitmiyor bu çalışmalar. Düğünlere gittim ve gerçekten eğlence konusunda büyüklerden ders aldım :)
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım desem yeri var ama çok özlemişim yazmayı.. Zor gelen o harf sıralanması şuanda hızla ilerliyor ve içimi size döküyorum.
Madem bu kadar durdum artık aktif olmanın paylaşımlarda bulunmamın zamanı geldi.. Bana hayırlı olsun yeniden size kavuştum. Ayrıca bir değişim var mı hep birlikte görelim sanırım ben değişimden anlamıyorum. Hatta bana yardımcı olabilirsiniz o değerli yorumlarınızla :)
Durgun zamanlarım oldu bunun sonucunda ki şöyle ilerledi:
- Yeni yayın sayfasını açıyorum ve düşünüyorum bu gün ne yazabilirim diye - ki bu konu hakkında sürekli bir araştırma içerisindeyim - ama gelin görün ki o harfler birbiri ardına sıralanmıyor. Sıralansa bile beğenmiyorum. Olmadı diyorum ve siliyorum.
İki haftadır bu durum böyle ve gün geçtikçe güncel halimi kaçırmaya başladım diye üzülüyorum uzaklaşıyorum. En son belki beni anlar bana hak verirler diye Tadilatı açıkladım. Görünen o ki hakikaten benim blog arkadaşlarım ayrı ayrı mükemmeller :) Yorumlarıyla beni yalnız bırakmadılar elbette yorum yapmadan sessiz sedasız bekleyenlerde vardı inanıyorum ki ben buna..
Mutlu oldum gerçekten orada yazanlar yorum yapmayanlar yapanlar fikirler hepsi de günümü daha iyi geçirmeme sebep oldu. Size bir sır vereyim o yorumları canım her sıkkın olduğumda açtım okudum gene mutlu oldum :)
Peki bu dönemde neler oldu:
-Yazı yazmadığım zamanlarda gezdim ben. Bu geziler şehir şehir değildi belki, en yakınlarımla birlikte oldum ve eğlenmeye yeni bir şeyler bulmaya çalıştım. Ders çalıştım malum Kpss adayıyım hala bitmiyor bu çalışmalar. Düğünlere gittim ve gerçekten eğlence konusunda büyüklerden ders aldım :)
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım desem yeri var ama çok özlemişim yazmayı.. Zor gelen o harf sıralanması şuanda hızla ilerliyor ve içimi size döküyorum.
Madem bu kadar durdum artık aktif olmanın paylaşımlarda bulunmamın zamanı geldi.. Bana hayırlı olsun yeniden size kavuştum. Ayrıca bir değişim var mı hep birlikte görelim sanırım ben değişimden anlamıyorum. Hatta bana yardımcı olabilirsiniz o değerli yorumlarınızla :)
Ben doğma büyüme İzmit ' liyim bilen bilir ' kardişiim 'lerimizi.. Kardeşlik önemlidir de bizde ayrı yeri vardır.. Kan bağından bahsetmiyorum ama :)
Bloglarda da olmalı düşüncesiyle okyanus altı bloğunun sahibesi -ki benim burada arkadaşım kendisi sevimli sıcak içten bi okadar da tatlı bir kız - bir etkinlik paylaşmış Kardeş Blog olmakla alakalı..
E davet etmiş bilirsiniz davete icabet etmek gerekir. Başarılı bir paylaşım olmuş da ayrıca tebrik ederim onu :)
O zaman ne diyelim belki size ulaşamadı ama ben de sizi onun bu davetine bekliyorum.
E buyurun ozaman buradan bloğuna ;)
Bloglarda da olmalı düşüncesiyle okyanus altı bloğunun sahibesi -ki benim burada arkadaşım kendisi sevimli sıcak içten bi okadar da tatlı bir kız - bir etkinlik paylaşmış Kardeş Blog olmakla alakalı..
E davet etmiş bilirsiniz davete icabet etmek gerekir. Başarılı bir paylaşım olmuş da ayrıca tebrik ederim onu :)
O zaman ne diyelim belki size ulaşamadı ama ben de sizi onun bu davetine bekliyorum.
E buyurun ozaman buradan bloğuna ;)
Şöyle bir hikaye de varmış kahvenin hatırı ile ilgili:
vaktiyle İstanbul'da yemiş iskelesinde kahvecilik yapan ve başından türlü maceralar geçtikten sonra âmâ düşen bir adamdan naklen Üsküdarlı halk şairi vasıf, ondan da naklen Reşad Ekrem şöyle kaydediyor.
" ...
bu adamın bir gün kahvehanesine bir yeniçeri gelip,
– hey arkadaş! hep müşterilerine birer kahve yap, lakin şu kafire yapma! demiş.
kafir dediği de bir köşede oturup nargile içen bir Rum gemi kaptanı imiş. ama, hiç şüphesiz ki o zaman gözü açık, birer kahve yapıp vermiş. en sonra da iki kahve yapıp :
– kaptan, biz de seninle içelim; diye rum müşterinin yanına oturmuş. yeniçeri,
– heeyy! ben sana o kafire kahve yapma diye tembih etmedim mi? deyince kahveci de,
– kaptana yaptığım kahve senden değil, ocaktandır ağa! cevabını vermiş.
aradan zaman geçmiş. sisam adasında büyük bir isyan baş göstermiş. kahveci de yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş. askerin arasında suyu bulduğuna göre sisam'da asi olan Rumlar, ele geçirdikleri türk esirleri bir meydanda müzayede ile satarlar, arttırıp alan da hemen boğazlayıp kesermiş. müzayede ile esir satmaktan kasıtları da, isyan hareketini beslemek için bir nevi yardım toplamakmış. gün gelmiş, yemiş iskelesi'nin kahvecisi de Rumların eline esir düşmüş ve diğer esirlerle birlikte o meydanda satışa çıkarılmış. istekliler kaç kişi ise karşılarına dizilmişler, bekleşirler imiş... o sırada tepeden tırnağa silahlı bir rum gelmiş. bunları gözden geçirdikten sonra bir iskemleye oturmuş. müzayede de başlamış. ilk, bir paradan başlarlarmış. bir can da beş paraya, on paraya kadar çıkarmış. sıra kahveciye gelince iskemlede oturan o silahlı adam yekten,
– beş kuruş! diye bağırmış.
arttıran olmayınca da esiri alıp bir muhafız nezareti altında şehirden çıkarmış. zavallı kahveci, "beni beş kuruşa aldığına göre kim bilir ne gibi işkencelerle öldürecek." diye düşünürken, ıssız bir yerde o silahlı Rum :
– korkma, demiş, sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım. hani bir yeniçeri bana hakaret ettiği zaman sen onu dinlemeyip bana kahve ikram eden yemiş iskelesindeki kahveci değil misin?
kucaklaşıp öpüşmüşler.
bir fincan kahvenin hatırını sayanlardır ki asi de olsa, saki de olsa mert adamdır.
vaktiyle İstanbul'da yemiş iskelesinde kahvecilik yapan ve başından türlü maceralar geçtikten sonra âmâ düşen bir adamdan naklen Üsküdarlı halk şairi vasıf, ondan da naklen Reşad Ekrem şöyle kaydediyor.
" ...
bu adamın bir gün kahvehanesine bir yeniçeri gelip,
– hey arkadaş! hep müşterilerine birer kahve yap, lakin şu kafire yapma! demiş.
kafir dediği de bir köşede oturup nargile içen bir Rum gemi kaptanı imiş. ama, hiç şüphesiz ki o zaman gözü açık, birer kahve yapıp vermiş. en sonra da iki kahve yapıp :
– kaptan, biz de seninle içelim; diye rum müşterinin yanına oturmuş. yeniçeri,
– heeyy! ben sana o kafire kahve yapma diye tembih etmedim mi? deyince kahveci de,
– kaptana yaptığım kahve senden değil, ocaktandır ağa! cevabını vermiş.
aradan zaman geçmiş. sisam adasında büyük bir isyan baş göstermiş. kahveci de yeniçeri ocağında kayıtlı asker olduğu için adaya sevk edilmiş. askerin arasında suyu bulduğuna göre sisam'da asi olan Rumlar, ele geçirdikleri türk esirleri bir meydanda müzayede ile satarlar, arttırıp alan da hemen boğazlayıp kesermiş. müzayede ile esir satmaktan kasıtları da, isyan hareketini beslemek için bir nevi yardım toplamakmış. gün gelmiş, yemiş iskelesi'nin kahvecisi de Rumların eline esir düşmüş ve diğer esirlerle birlikte o meydanda satışa çıkarılmış. istekliler kaç kişi ise karşılarına dizilmişler, bekleşirler imiş... o sırada tepeden tırnağa silahlı bir rum gelmiş. bunları gözden geçirdikten sonra bir iskemleye oturmuş. müzayede de başlamış. ilk, bir paradan başlarlarmış. bir can da beş paraya, on paraya kadar çıkarmış. sıra kahveciye gelince iskemlede oturan o silahlı adam yekten,
– beş kuruş! diye bağırmış.
arttıran olmayınca da esiri alıp bir muhafız nezareti altında şehirden çıkarmış. zavallı kahveci, "beni beş kuruşa aldığına göre kim bilir ne gibi işkencelerle öldürecek." diye düşünürken, ıssız bir yerde o silahlı Rum :
– korkma, demiş, sen beni tanımadın ama ben seni tanıdım. hani bir yeniçeri bana hakaret ettiği zaman sen onu dinlemeyip bana kahve ikram eden yemiş iskelesindeki kahveci değil misin?
kucaklaşıp öpüşmüşler.
bir fincan kahvenin hatırını sayanlardır ki asi de olsa, saki de olsa mert adamdır.
Ne kadar Marx olsa da o da kız babası ve damadına gözdağı vermekte :)
Kızımdan uzak dur tarzı bu şekilde kibar anlatılmış okumaya değer..
Aşağıdaki tespitlerimi iletmeme izin vereceğinizi umuyorum.
1. Eğer kızımla ilişkilerinizi sürdürmek istiyorsanız, ona ‘kur yapma’ tarzınızdan vazgeçmeniz gerek. Gayet iyi biliyorsunuz ki henüz verilmiş bir evlenme sözü yok ve hiçbir şey belli değil. Laura usulüne uygun şekilde nişanlınız olsaydı da, bu işin uzun vadeli olduğunu unutmamanız gerekirdi. Fazla samimiyetin yol açacağı davranışlar da burada uygunsuz kaçıyor. Çünkü bu durumda iki sevgilinin birbirlerine güçlü arzular duydukları halde aynı yerde oldukça uzun süre birbirlerine yaklaşmadan yaşamaları gerekiyor.
2. Yalnızca bir haftalık bir jeolojik dönem içinde bile tavırlarınızdaki değişikliği dehşet içinde izledim. Fikrimce gerçek aşk, ihtiyat, tevazu ve hatta aşığın maşuğa karşı çekingenliği içinde ifade edilir. Asla ihtiras içinde kendini kapıp koyuvermekle ve zamansız samimiyet gösterileriyle değil. Siz bu karmakarışık mizacınızı sergilediğinizde, kızımla davranışlarınız arasına aklımı koymak da bana düşüyor. Eğer ona olan sevginizi Londra boylamıyla uyarlı bir biçimde göstermekten acizseniz, tavsiyem onu uzaktan sevmenizdir. Bunun üzerinde daha fazla durmayacağım.
3. Laura’yla olan ilişkilerinizi belirginleştirmeden önce ekonomik durumunuza ilişkin ciddi bilgiye ihtiyacım var. Kızım işleriniz hakkında bilgi sahibi olduğumu zannediyor. Oysa yanılıyor. Bu sorunu şimdiye kadar ortaya atmadım çünkü kanımca bu girişimin sizden gelmesi gerekirdi. Biliyorsunuz ki elimde avucumda ne varsa hepsini devrimci mücadeleye harcadım. Buna pişman değilim. Tersine, eğer hayata yeniden başlayacak olsaydım yine aynı şekilde hareket ederdim. Yalnız, evlenmezdim. Gücüm yettiğince kızımı, annesine hayatı zehir eden zorluklardan kurtarmak istiyorum. Benim dolaysız etkim olmasa (bu benim açımdan zayıflıktır) ve sizle dostluğum kızımın seçimlerini etkilemese, bu iş hiçbir zaman bugünkü halini almazdı. O nedenle ağır bir kişisel sorumluluk taşıyorum. Şu anki durumunuza gelince, bunun peşine düşmemiş olsam da, elime geçen bilgiler pek tatmin edici değil. Fakat bunu bir kenara bırakıyorum. Genel durumunuza gelince, henüz öğrenci olduğunuzu, Fransa’daki kariyerinizin Liege olayı nedeniyle yarı yarıya çökmüş olduğunu, İngiltere’ye intibak edebilmeniz için en gerekli araç olan dilin sizde çok eksik bir unsur olduğunu ve en iyi halde bile başarı ihtimallerinizin (?) ne kadar şüpheli olduğunu biliyorum.
Gözlemlerimden çıkardığım sonuca göre, işlere heyecanla başlamanıza ve iyi niyetinize rağmen, çalışkan bir mizaca sahip değilsiniz (Not: Lafargue daha sonra Tembellik Hakkı’nı yazdı). Bu şartlar dahilinde kızımla birlikte hayat gemisine binebilmeniz için size dışarıdan destek gerekecek.
Ailenize gelince, hiçbir şey bilmiyorum. Bir miktar zenginliğe sahip olduklarını farz etsek bile, bu onların sizin için fedakarlığa katlanmaya pek hevesli olduklarını kanıtlamaz. Dahası onların sizin bu evlilik projenizi nasıl karşıladıklarını bile bilmiyorum.
Tekrar ediyorum, bütün bu noktalar hakkında bana olumlu açıklamalar gerekiyor. Zaten hayata gerçekçi şekilde bakan siz de kızımın geleceğine idealist bir bakış açısıyla bakmamı beklemezsiniz. Şiiri ortadan kaldırmayı düşünecek derecede müspet bir insan olan sizin, kızımın zararına olacak şekilde şairane davranışlarda bulunmamanız gerekir.
4. Bu mektuptan doğabilecek bütün yanlış anlamaları önlemek için size şunu bildiririm ki, hemen şimdi evliliği akdetme iktidarına sahip olsaydınız bile bu yine de olmazdı. Kızım reddederdi. Ben de şahsen bu işe itiraz ederdim. Evlenmeyi düşünmeden önce olgun bir adam olmanız ve hem sizin hem de kızım için uzun bir tecrübe dönemi gerekiyor.
5. Bu mektup ikimizin arasında sır olarak kalırsa çok memnun olurum.
Cevabınızı bekliyorum.
En iyi dileklerimle,
Karl Marx
(Fransa’daki Paul Lafargue’a mektup, Londra, 13 Ağustos 1866)
Alzheimer hastaları uzak geçmişi hatırlıyor ancak yakın geçmişi hatırlamakta zorluk çekiyor. Uzmanlar, yakın geçmişi hatırlamakta zorlananların nöroloji muayenesinden geçmesi gerektiğini söylüyor.
Bir sitede bu cümleyi gördüğümde sıkıntı olabileceğini düşündüm. Adamların yaptığı anlattığı bir çok şey mevcut bünyemde..
Malum yıllar geçtikçe insan daha da korkuyor deli cesareti ve sürekli sağlıklıyım modları tamamen paranoyaya bağlıyor bir yerde.
Yakın zamanı hatırlamak sizin için de sorunsa bu yazıya dikkat edin derim.
Okuduğum sitede "Yakın geçmişle ilgili sorun yaşayanların hekim kontrolünden geçmesi gerekiyor. " diye bir cümle var. (Sanırım bu zamana kadar yenmeyen etlerin acısı çıkıyor diye düşündürmedi değil.)
Beynin ön belleği - Hippokampus - ve burada önemli önemsiz bilgiler var. Kayıt olup olmamasına burada karar veriliyor, ama burada bir problem mevcutsa geçici kayıtlama bölgesinden, kesin hafıza bölgesine kayıt akışı duruyor, böylece yeni bilgiler depolanmamaktadır. Bu da en fazla 5-10 dakikada bilgileri unutmamıza sebep oluyor.
Geçmişi net hatırlamak da bir şey değil zaten yeni bilgileri kaydedemediğinden eskiler sürekli açıkta kalabiliyor. Bunun önüne geçmek için de aşağıdaki gibi maddeler sıralanmış. Bu yapılabilir mi bilmem de kontrol altına alınmalı..
Yapılması gerekenler;
• Bol sebze ve meyve tüketin.
• Vaktinizi arkadaşlarınız ve ailenizle geçirin.
• Stresten uzaklaşın.
• Fındık, ceviz, badem, çekirdekli kuru üzüm, yeşil sebzeler, böğürtlen, yaban mersini, üzüm suyu, elma, kepekli pirinç ve balık tüketimi ile folik asit takviyesini ihmal etmeyin.
• Dinlenmenize dikkat edin ve düzenli egzersiz yapın.
• Alkolden uzak durun.
• Ajanda kullanın, bol bol not alın.
• Yeni hobiler edinin, müzikle ilgilenin.
• Gönüllü çalışmalara katılın.
Belki bu problem sizde de vardır. Faydalı olabildiysem ne mutlu bana :)
Her konuda aynıdır farklı türleri vardır ama sonuç aynıdır bulamazsın.Eşya ararsın muhakkak yeri değişmiştir ve sen hatırlamıyorsundur, bulamazsın.
Sokak ararsın aslında biliyorsundur önemliyse gitmen gerekiyorsa unutursun kayıp olursun neredeyse ama hemen bulamazsın.
Bilgi arıyorsundur normalde karşına çıkar ama o an gelmez görünmez olur gözüne sinir olursun bulamazsın.
Karşında adam arıyorsundur görünüşte adamdır belki ama tanırsın aradığın adamı bulamazsın.
Sonuç itibariyle istediğini ararken bulamazsın ansızın çıkar karşına.
Hayatınızda aradığınız her şeyi bulmanız dileğiyle.
Diyorsun ki kendi düşüncelerini devam ettir. Her şeye rağmen sen ol, kendin kal, mutlu kıl kendini...
Bazı düşünceler de çift taraflı mutluluk getirmez, bana mutluluğu kılan sana mutsuzluğun hükmü vermiştir.. E artık yapacak bir şey yok buna..
Vicdanın konuşur bu yapılmaz der seni hüzünlendirir hatta Sezen dinletir sana kısaca empati yaptırır "Kendini onun yerine koy ne haldedir" der. Bu yüzden sırf kendini düşündüğün için bencil gözüyle bakılır ya zamanında kendini düşünmediysen ya hayat O diye başlamışsa ve yaşananlar seni bu hale getirmişse..
Mutsuz ediyorsun insanları kendi mutluluğun için; belki aldığın ah'ların bir yenisi de hanene yazıldı ama bir önemi yok hayatın değerli, Sen değerlisin ! sen bir tanesin ve içindeki mutsuzlukları sök hayatından An: Şuan tekrarı yok mutluluğunda mutsuzluğunda..
Bazı düşünceler de çift taraflı mutluluk getirmez, bana mutluluğu kılan sana mutsuzluğun hükmü vermiştir.. E artık yapacak bir şey yok buna..
Vicdanın konuşur bu yapılmaz der seni hüzünlendirir hatta Sezen dinletir sana kısaca empati yaptırır "Kendini onun yerine koy ne haldedir" der. Bu yüzden sırf kendini düşündüğün için bencil gözüyle bakılır ya zamanında kendini düşünmediysen ya hayat O diye başlamışsa ve yaşananlar seni bu hale getirmişse..
Mutsuz ediyorsun insanları kendi mutluluğun için; belki aldığın ah'ların bir yenisi de hanene yazıldı ama bir önemi yok hayatın değerli, Sen değerlisin ! sen bir tanesin ve içindeki mutsuzlukları sök hayatından An: Şuan tekrarı yok mutluluğunda mutsuzluğunda..
Ne zamandır hayal kuruyorum ama yapamıyorum yada itiraf edeyim yapmıyorum hiçbirini.. Düşün elimde bir kitap var "Erken Kaybedenler" yaklaşık bir haftadır okumaya zaman ayırmadım. Hal böyleyken dışarı çıkıp fotoğraf çekmek, bahçeyle ilgilenmek, yeni yerler gezmek çok zor geliyor. Ama şu da bir gerçek yaşamaya bu kadar üşenirken -Abartmıyorum- her yerde kaşıma "Dışarı çık hayallerini gerçekleştir", "Hayat hayal kurmak ve gerçekleştirmektir." gibi düşünceler çıkıyor.
Aslında bu kadar taze değilim, yazmaya niyetlendim yaklaşık 3 ay blog ismi arayıp hali hazırda bloguma 3-5 ay hiç bir şey de yazmadım. Hayat aşırı gelmiyor üzerime birçok şey bilirken ben üşeniyorum. Arkadaşım der ki "Nefes almak hareket karşılığında olsa sen sonuna kadar bekler en son anda gider alırsın bu üşengeçlikle" Haklı ve sırf bu yüzden hayatı kaçırıyorum. Siz siz olun üşenmeyin dışarıda bir hayat var ve her saniyede o hayatı kaçırıyoruz.
Üşenmediğiniz bir gün dileğiyle :)
Aslında bu kadar taze değilim, yazmaya niyetlendim yaklaşık 3 ay blog ismi arayıp hali hazırda bloguma 3-5 ay hiç bir şey de yazmadım. Hayat aşırı gelmiyor üzerime birçok şey bilirken ben üşeniyorum. Arkadaşım der ki "Nefes almak hareket karşılığında olsa sen sonuna kadar bekler en son anda gider alırsın bu üşengeçlikle" Haklı ve sırf bu yüzden hayatı kaçırıyorum. Siz siz olun üşenmeyin dışarıda bir hayat var ve her saniyede o hayatı kaçırıyoruz.
Üşenmediğiniz bir gün dileğiyle :)









